Gemide Ayrıcalıklı Bir Yolcu: Charles Darwin

Beagle 10 1bb

HMS Beagle’ın yelken şeması (Kaynak:Karl Heinz Marquardt, Anatomy of The Ship HMS Beagle – Survey Ship Extraordinary, Conway Maritime Press, London 1997.

Bu yazı, Yeni Deniz Mecmuası‘nın, Mart 2016 tarihli 1. sayısında (s. 20-29) yayımlanmıştır.

 “Geminize bir doğabilimci alma kararınızın sonunda bana yaraması, hayatımın en büyük talihidir; buna inanıyorum. –Beagle’da görüp yaşadıklarım, çok canlı ve çok haz veren görüntüler biçiminde sık sık gözümün önüne geliyor.– Bu anıları ve doğa tarihi konusunda öğrendiklerimi hiçbir şeye değişmezdim.”  Charles Darwin [1]Darwin’in 20 Şubat 1840 tarihinde Gemi Komutanı Robert FitzRoy’a yazdığı mektuptan.   

XV. yüzyılın sonlarında, önce merkantilist saiklerle başlayan ve hemen ardından emperyalist saiklerle süren keşif yolculukları, 18. yüzyılda, L.-A. Bougainville’in ve J. Cook’un yolculukları ile bilimsel amaçlara da hizmet eder hale gelmiş; giderek sonraki yüzyılda, denizlerde Pax Britannica yerleşince, emperyalist saikler zımnî olarak hep sürse de, bilimsel amaçlar iyice öne çıkmıştır. [2]Bu yazı, Yeni Deniz Mecmuası’nın Mart 2016 tarihli birinci sayısında yayımlanırken, derginin editörü tarafından gözden geçirilişi sırasında büyük ölçüde sakatlanmıştır. Dolayısıyla herhangi bir alıntı ya da atıf için, anılan dergide yayımlanmış metin değil bu web sayfasındaki metin tercih edilmelidir.

Bu alanda İngilizlerin, Avrupa’nın diğer denizci uluslarını hayli geride bıraktığı biliniyor. 19. yüzyıla gelindiğinde seferlerin ve sefere çıkanların sayısı ve üretilen hidrografik bilginin yanısıra botanik, zooloji, antropoloji ve etnoloji vd. alanlarda üretilen bilginin hacmi daha da artmıştır.

Bu seferlerin bir bölümü, o güne kadar ulaşılmış deniz sınırlarını aşmaya yönelikti. Örneğin F. W. Beechey’nin 1825-26’da Bering Boğazı Seferi, W. E. Parry’nin Kuzey Kutbu’na erişme girişimi (1827),  J. C. Ross’un Antarktika’ya yaptığı açınsama seferleri (1839-1843) bunlardandır. Ama seferlerin büyük bir bölümü de, eğer askeri amaçlara yönelik değilse deniz seyir haritalarının geliştirilmesi amacını taşıyordu.

Bu konu, daha 18. yüzyılda Fransa, Danimarka ve Birleşik Krallık’ta uzman kuruluşların oluşturulmasına yolaçmıştır.  Bunların en eskisi Fransa’da Bahriye Harita ve Plânları Muhafızlığı’dır (Dépôt des Cartes et Plans de la Marine, 1720).  Danimarka Donanma Komutanlığı 1784 yılında bir hidrografya dairesi kurmuş, onu Britanya’da Amirallik Hidrografya Dairesi, 1795) izlemiştir.  Bu kuruluş 1811’de ilk araştırma gemisini, 121 tonluk brik HMS [3]HMS (Majestelerinin Gemisi anlamına gelen His/Her Majesty’s Ship’in kısaltması)  Birleşik Krallık donanması gemileri için kullanılan bir ön ektir. Investigator’ı inşa ettirmişti. 1817’de İngiliz donanmasında, hidrograf subaylar sınıfı ihdas edilmiş, teşvik amacıyla maaşları artırılmış ve araştırmayla görevlendirilecek yeni gemilerin inşasına girişilmişti.

Tarihe Geçen Bir Gemi: HMS Beagle

İşte HMS Beagle, 19. yüzyılın ilk yarısında hidrografya araştırmalarıyla görevlendirilmiş o gemilerden biridir. Gemi iki direkli bir brik olarak tasarlanmış, inşaı Mayıs 1820’de tamamlanmış ve hizmete girmişti. Önce yedekte bekletilmiş, sonra barko biçiminde tadil edilmiştir. Bu nitelikleriyle 1826-1830 yılları arasında Patagonya ve Tierra del Fuego kıyılarında hidrografya araştırmaları yapmıştı. O ilk seferi sırasında gemi komutanı Stokes’un intihar girişimi ve on gün kadar sonra ölümü nedeniyle, yeni bir komutan, Robert FitzRoy atanmış ve seferi o sonlandırmıştı. Geminin bir sonraki seferine de komuta eden FitzRoy’un bir kararı, hem kendisini hem de gemisini tarihe geçirmiştir. HMS Beagle konusunda titiz bir çalışmaya imza atan K. H. Marquandt bunu şöyle açıklıyor:

“Eğer gemi komutanı Robert FitzRoy, Beagle’ın Güney Amerika’ya yapacağı ikinci açınsama seferine, maaşsız bir doğabilimci almaya karar vermeseydi; küçük uskunaları, brikleri ya da barkolarıyla, yıllarca uygarlıktan uzakta, başkalarınca keşfedilmiş yerlerin ayrıntılarını saptamak gibi titizlik gerektiren ama kendilerine şan şöhret kazandırmayan bir görev yapan denizciler, tarih kitaplarında ancak bir dip not olarak yer bulabileceklerdi.”[4]Karl Heinz Marquardt, Anatomy of The Ship  HMS Beagle – Survey Ship Extraordinary, Conway Maritime Press, London 1997. s. 8. Bu doğabilimci Charles Darwin’di.  Beagle onun sayesinde bilim tarihinin adı en çok geçen gemilerinden biri olmuştur. Gemiyle birlikte komutanı hidrograf/denizcinin adı da unutulmamıştır. Öte yandan Beagle’ın beş yıl süren seferi, bilim tarihinin en ilginç ve en çok tartışılmış kuramlarından birinin tasarlanmasına zemin oluşturmuştur.[5]Türlerin Kökeni’nin “Giriş”inde Darwin şöyle yazıyor: “Majestelerinin gemisi Beagle’da bir doğa bilgini olarak bulunduğum sırada, Güney Amerika’da yaşayan organik varlıkların dağılımındaki ve o kıtanın bugünkü ve geçmişteki canlılarının jeolojik ilişkilerindeki belli olgular gözüme pek çarpmıştı. Bu olgular elinizdeki kitabın sonraki bölümlerinde görüleceği gibi (…) türlerin kökenine ışık tutacağa benziyordu.” (Çev. Öner Ünalan, Sol yayınları, Ankara 1970. s. 19)

HMS Beagle’ın Özellikleri             

4

Ressamı bilinmeyen bir Beagle gravürü (Kaynak: Le Monde de Darwin, Ed. de la Martinière, Paris 2015. – “Darwin l’original” temalı serginin kataloğu)

HMS Beagle, güverte uzunluğu 90 ayak (27,43 m), omurga uzunluğu 73 ayak (22,25 m) ve genişliği 24 ayak (7,32 m) boyutlarında on toplu brik olarak inşa edilmişti. 235 deplasman tonluktu. Karinası bakır levhalarla kaplıydı. O dönemin jeopolitik koşulları çerçevesinde araştırma gemisine dönüştürülmesi kararlaştırıldı. 1825’te yapılan tadilatta bir mizana direği eklenerek barko biçiminde donatıldı. O arada, görev sırasında harita çizimini kolaylaştırmak için kıç kasarasına, dümen dolabının arkasında kalan bölümün tamamını kaplayan bir harita odası eklendi ve harita masasının üzerine genişçe bir tavan penceresi yapıldı; eklenen mizana direği bu harita odasının içinden, harita masasının hemen önünden yükselmekteydi.  Alt güvertedeki kaptan kamarası ile subay salonu da, mevcut mandagözlerinin dışında tavan pencereleriyle daha aydınlık hale getirildi.  Araştırma gemisine dönüştürülüyor olması nedeniyle toplarının sayısı azaltıldı.

Yaptığı ilk seferden sonra 1831’de Plymouth tersanesinde bizzat gemi komutanı FitzRoy’un müdahaleleriyle, onun denetiminde ve hattâ bazı donanımın masrafları onun tarafından karşılanmak suretiyle gerçekleştirilen ikinci büyük tadilat sırasındaysa, ana güverte sekiz parmak (yaklaşık 20 sm) yükseltildi. Böylece gemidekilerin barınma alanı olan alt güvertede tavan yüksekliği artırılarak gemicilere biraz daha rahatlık sağlandı. Bu tadilatta ayrıca kıç kasara güvertesine bir semt kerteriz pusulası (azimut pusulası) bir de derin su iskandil vinci yerleştirilmiş ve gemi, yakın geçmişte geliştirilmiş yıldırımsavarlarla donatılmıştı. Bu sayede beş yıllık sefer sırasında birçok kez yıldırım düşmesine rağmen gemide önemli bir hasar meydana gelmemiştir. Bu tadilattan sonra geminin deplasman tonajı 60 ton kadar artar.

Bir araştırma gemisinin dibi bilinmeyen, körkayalarla dolu körfezlerde, kayalık kıyılarda, sığlıklarda, ırmak ağızları ya da haliçlerde gerekli açınsamaları yapabilmek için küçük teknelere gereksinimi vardır. Bu nedenle Beagle toplam yedi tane kürekli ya da kürekli/yelkenli küçük tekne taşımaktaydı. En küçüğü, geminin kıç tarafında dışarı taşan mataforalara asılı, gemiden karaya gidiş gelişlerde kullanılan küçük kayıktı. İskele ve sancak kıç omuzluklarında, gene mataforalara asılı 25 ayaklık (7,6 m) iki balinacı filikası vardı. Grandi direği ile mizana direği arasında, ters çevrilmiş durumda ve bodoslamalarından biri kıç kasara güvertesine, diğeri, grandinin hemen gerisinde, iki küpeşte arasında yükseltilerek çatılmış bir köprüye dayalı iki balinacı filikası daha bulunuyordu. Nihayet pruva direği ile grandi arasında, geminin ekseni üzerine yerleştirilmiş, 26 ayaklık bir yavl ve onun üstüne oturan 23 ayaklık bir kotra vardı. [6]Yapılan tadilatların ayrıntıları K. H. Marquardt’ın anılan kitabına borçlanılmıştır.

Bir kıyaslama olanağı vermek için hatırlayalım: 1960’ların ikinci yarısına kadar Üsküdar-Beşiktaş, Sarıyer-Anadolu Kavağı hattında çalışan ve Şehir Hatları vapurlarının en küçükleri Tarz-ı Nevin, Dilnişin ve Nimet’in boyu 30,6 metreydi.[7]Murat Koraltürk, Şirket-i Hayriye 1851-1945,  İstanbul Büyükşehir Belediyesi/İDO yayını, İstanbul 2007. s. 136-137.  Beagle onlardan bile üç metre kadar daha kısaydı.

Beagle kesit bitişik 2aa

HMS Beagle’ın ikinci tadilattan sonra boylamasına kesiti. 4- Harita odası, Darwin’in kamarası, 55- Kaptanın kamarası, 53- Subay salonu (messroom ya da gunroom), 51- Mürettebatın büyük bölümünün yaşadığı ve uyuduğu alt güverte, bu bölümde grandinin arkasında kalan yer subay namzetlerine (midshipman) ayrılmıştı. 57-64- Kumanya ve içecek ambarları, 62- Su hazneleri, 50- Mürettebat mutfağı, 66- Zincir deposu, 12- Mizana direği, 28- Grandi direği, 40- Pruva direği, 8- Derinsu iskandil vinci, 10, 19, 22- Tavan pencereleri. (Kaynak: K. H. Marquardt, a.g.e. s. 60-61)

Demek ki HMS Beagle küçücük bir gemiydi. Üst güverte, filikaların dışında, biri baş kasara üstünde olmak üzere yedi top, bir çift ırgat ve armadoralardan başkaca, yükseklikleri iki ayağı aşan tavan pencereleri ve alt güverteye inen merdiven kapaklarıyla doluydu. Yedek serenler ve tomruklar da güvertede istiflenmişti. Ayrıca hayli çapraşık hareketli armanın farklı kalınlıkta halat, selviçe, savlo ve zincirleri her yandan her yönde uzanıyor, istralya ve iskalaryalar bordalardan direklere yükseliyor ve böylece ana güvertesinde bile öyle geniş alanlar kalmıyordu. Beş yıl boyunca “kükreyen kırklar, uluyan ellilerde”, en sert denizlerde seyrederken, o küçük gemideki insan sayısı yetmişten fazlaydı…[8]Komutan FitzRoy’un kitabında (bkn.: 10 sayılı dipnot) verdiği mürettebat dökümünde (vol II, s. 19-20) 74 kişi sayılıyor. Bunlardan onu vardiya yükümlülükleri olmayan, yolcu konumundaki kişiler: cerrah, ressam, kronometre uzmanı, din görevlisi, ilk yolculukta FitzRoy’un gemisine alıp İngiltere’ye getirdiği ve şimdi ülkelerine geri götürdüğü üç Tierra del Fuego yerlisi, kaptanın kâhyası ile önceleri miço sonrasında Darwin’in hizmetkârı, asistanı ve sekreteri Syms Covingron ve Darwin.         

Süvari Robert FitzRoy

Yeteneği ve hırsını ülkesine hizmet isteği ile birleştiren Robert FitzRoy’un (1805-1865), Beagle’a, onun birinci açınsama seferi sırasında atandığını belirtmiştik. FitzRoy o sırada yirmi üç yaşındadır. Soylu bir aileden gelmektedir. On iki yaşında Portsmouth’da Royal Naval College’a girmiş ve on dört yaşından on yedi yaşına kadar bir fırkateyn ile Güney Amerika kıyılarına yapılan sefere katılmıştır. 1824’te on dokuz yaşında okulunu sınıf birincisi olarak bitirmiştir. Teğmen rütbesiyle brik armalı HMS Thetis gemisine atanmış, Akdeniz ve Güney Amerika kıyılarına yönelen seferlere katılmıştır. Güney Amerika’da görevli İngiliz deniz kuvvetleri komutanının sancak gemisi HMS Ganges’da görevliyken, amiralin güvenini kazanınca çok genç yaşta Beagle’ın komutanlığına atanmıştı.

Darwin’in de katıldığı ikinci ve tarihi seferden sonra Robert FitzRoy İngiltere parlamentosu üyeliğine seçilmiş, ardından Yeni Zelanda valisi olmuştur. O görevden kimi sorunlar nedeniyle alındıktan sonra, denizdeki son görevinde buharlı/uskurlu bir fırkateynin komutanlığını yapmıştı. Daha sonra Kraliyet Bilim Topluluğu’na (Royal Society) üye seçilmiş ve meteoroloji alanında çalışmayı sürdürmüş, koramiralliğe terfi etmiştir.  Bu hareketli meslek yaşamının sonunda, kimi meslek yaşamından kimiyse eli açıklığından kaynaklanan çeşitli sorunlarla mücadele etmek zorunda kalmış ve 1865’te boğazını usturayla keserek intihar etmiştir.

Keşif yolculuklarına çıkan gemilerde ressamların yanısıra astronom ve doğabilimcilere yer verilmesi geleneği önceki yüzyılda başlamıştı. J. Cook’un gemisi Endeavour’da astronom N. Maskelyne, doğabilimciler Joseph Banks ve Daniel Solander yeralıyordu. L.-A. Bougainville’in gemisindeyse, bitkibilimci Ph. Commerson,  astronom P. A. Veron, harita mühendisi Ch. R. de Romainville bulunuyordu. Hidrografya, meteoroloji ve astronomi konusunda bilgili ve birikimli Kaptan FitzRoy ikinci Güney Amerika seferine çıkarken gemisine bir doğabilimci, özellikle bir yerbilimci almak istemiştir.  Beagle’ın ilk seferi sırasında günlüğüne 24 Ocak 1830 tarihinde şunu yazmıştı:

“Tierra del Fuego dağlarında çok miktar ve çeşitte mineraller olabilir. Gemide mineraloji ya da yerbilim alanında bilgili kimse olmayışına çok üzülüyorum. Bu bölgede toprağın ve kayaçların niteliğini belirleme konusunda böylesine güzel bir fırsatın kullanılamaması bir kayıptır. (…) Eğer benzer bir görevle yeniden İngiltere’den ayrılırsam, ben ve subaylarım hidrografya çalışmaları yaparken, karada incelemeler yapabilecek birini de götürmeye kararlıyım.” [9]Narrative of the Surveying Voyages…’ dan aktaran R. D. Keynes, “Introduction” in Darwin, Charles. Beagle Diary,  p. xii.

Darwin Nasıl Seçildi?

FitzRoy, 1831 yılında Beagle gemisiyle ikinci kez Güney Amerika’nın güney ucunda haritalar hazırlamakla görevlendirilince, ilk sefer sırasında düşündüğünü gerçekleştirmek üzere, bu açınsama seferlerinin sorumlusu, bahriye hidrografı Francis Beaufort’a başvurur. Hazırladığı rüzgâr kuvveti ölçeği ile ünlü Beaufort, Trinity College hocalarından dostu G. Peacock’a sorar. Peacock da bu görevi önce doğabilim uzmanı bir din adamına önerir. Ondan olumsuz yanıt alınca, botanik ve mineraloji profesörü J. S. Henslow’a danışır. Henslow, Darwin’in hocasıdır; kısa bir süre önce onun yerbilim konusuna ilgisizliğini gidermek için Prof. Adam Sedgwick’le çalışmasını önermiştir ve tam o sıralarda Darwin, Sedgwick ile Kuzey Galler’de arazi çalışmasındadır. Henslow, sefer görevi için Darwin’i önerir. Böylece rastlantılar ve ilişkiler sonunda talih Darwin’e gülmüştür. Gerçi babası bu yolculuğa karşı çıkar ama dayısının yardımıyla ikna edilir. Şimdi yola çıkıp çıkmama FitzRoy’un oluruna kalmıştır.

Darwin, daha ilk karşılaşmada gemi komutanına hayranlık duyar. Onun ilişkilerde zorluk yaratan karakterine rağmen, olumlu niteliklerinin o arada dostça davranışı ve açık sözlülüğünün farkındadır. Ona hayatı boyunca minnet duyacaktır. Yıllar sonra Süvari’nin Royal Society’ye kabulü için imza verenler arasında Darwin başı çeker. Buna karşılık FitzRoy kendisinden sadece dört yaş küçük doğabilimciyle ilk temasından sonra tereddüt içindedir. Çünkü hem bir doğabilimci hem de kendisine gemide “komutanın yalnızlığını” hafifletecek bir yol arkadaşı aramaktadır. “Göreli bir eşitlik içinde, hem bilgi ve düşünce alışverişinin hem de kültürlü bir sofra arkadaşının sağlayacağı yararı” düşünmektedir.[10]Patrick Tort,  “Un voilier nommé désir”.  İçinde:  Journal de bord [Diary] du voyage de Beagle.  Champion Classiques, Paris 2012. s. 66.  Aslında bu görevi eski bir arkadaşına önermiş ama olumlu yanıt alamamıştır. Darwin kendisi gibi bir soyluyla arkadaşlık edebilecek biri midir? Ayrıca o muhafazakâr eğilimlidir oysa Darwin ailesi liberal kanatta yeralmaktadır. Üstelik çok gençtir, o tecrübeli bir doğabilimci düşünmüştür. Buna rağmen, Darwin’in davranışı, hevesi ve hakkında başkalarının övgülerinin etkisiyle genç doğabilimciyi gemisine kabul eder ve onu gemide sürekli olarak sofrasında ağırlayacak derecede ayrıcalıklı bir yolcu statüsü tanır.

Darwin’in Gözlem ve İzlenim Kayıtlarıyla Bunların Yayımı

Yolculuk boyunca Darwin, gözlem ve izlenimlerini sıcağı sıcağına kurşun kalemle cep defterlerine kaydetmiştir. Bunlar on sekiz tanedir. Kimi sayfaları arazide ayakta, bazen at sırtında işlenmiştir. Okunması zor ve kısaltmalarla doludur.  Daha sonra, elverişli zaman ve mekânlarda, konakladığı yerlerde ya da gemide, cep defterlerine aldığı notlarına dayanarak büyük boyuttaki kâğıt yaprakları üzerine, günlüğünü kaleme alıyordu. Bunların dışında kuşbilim, yerbilim, bitkibilim ve diğer bilimsel notlarını da büyük defterlere kaydediyordu.

Yolculuktan sonra, o dönemde alışıldığı ve beklenildiği gibi, Kaptan FitzRoy tarafından Beagle’ın araştırma seferlerinin sonuçları dört cilt halinde yayımlandı.[11]Narrative of the Surveying Voyages of His Majesty’s Ships Adventure and Beagle between the years 1826 and 1836, describing their examination of the southern shores of South America, and the Beagle‘s circumnavigation of the globe. Proceedings of the second expedition, 1831–36, under the command of Captain Robert Fitz-Roy, R.N. London, Henry Colburn. 1839.  Ciltlerden üçüncüsü, Journal and Remarks 1832-1835, Darwin tarafından, işte o not ve kayıtlara dayanılarak hazırlanmıştı. Fakat bu cildin gördüğü ilgi onun aynı yıl yeniden ve değişik bir başlıkla yayımlanmasına yol açtı: Journal of Researches into the Geology and Natural History of the Various Countries Visited by HMS. Beagle.  Altı yıl sonra, 1845’te, Darwin tarafından, o arada topladığı malzemeler üzerinde sürdürdüğü çalışmalar sonucunda bazı bölümleri geliştirilerek ve yeniden düzenlenerek farklı bir başlıkla yayımlandı:  Journal of Researches into the Natural History and Geology of the Countries Visited During the Voyage of H.M.S. Beagle Round the World.   Aynı eser 1860 yılında bu kez A Naturalist’s Voyage Round the World başlığıyla çıktı. 1905 yılından bu yana dördüncü ve muhtemelen sonul başlığıyla yayınlanıyor: The Voyage of the Beagle: Beagle’ın Seferi.

Bu yayınlara kaynaklık eden söz konusu yol günlüğünün tamamı ise ilk kez 1933 yılında Charles Darwin’s Diary of the Voyage of H.M.S. “Beagle” başlığıyla Nora Barlow tarafından yayımlanmıştır. [12]Cambridge University Press, 1933. Bundan önceki iki paragrafta özetlenen bilgileri, bu kitabın Nora Barlow tarafından kaleme alınan önsözüne borçlanıyoruz. Bu iki temel kaynağın yanı sıra, Darwin yolculuk boyunca yakınlarına çok sayıda mektup göndermiştir ve onların da büyük bir bölümü yayımlanmıştır.

İşte bu üç kaynak Darwin’in gemideki yaşamı konusunda ilginç bilgiler içermekte ve gemi yolcusu olarak tasvirini mümkün kılmaktadır.

Gemide İlk Günler

Darwin’in sahada kullandığı cep defterlerini ilk kez yayınlamış iki araştırmacının sabırlı sayımlarına göre, yolcu Darwin, Beagle’da, aynı zamanda harita odası olarak kullanılan ve dolayısıyla, hem gemi komutanı hem de diğer hidrografların sürekli girip çıktığı yaklaşık on metrekarelik kamarasında [13]Üstelik kamaradaki harita masası, toplam alanın yaklaşık üçte birini kaplar.  tam 1145 gece geçirmiştir. Bu sayı toplam 1741 gün süren yolculuğun yüzde 66’sına denk gelir. Diğer gecelerini karada geçirmiştir. Gemideki sürenin yaklaşık yarısı, gemi seyirdeyken, öbür yarısı da demirde yatarken geçmiştir. [14]Gordon Chancellor  & John van Wyhe  (Editors), Charles Darwin’s Notebooks from the Voyage of the Beagle.  Cambridge University Press, 2009. s. 570. 

Darwin gemiyi ilk kez 12 Eylül 1831 günü Plymouth’ta tersanede görür: “Ne direkleri ne kamaraları vardı ve dünyayı dolaşmak üzere olan bir gemiden çok bir enkaza benziyordu” diye düşünür Kırk gün kadar sonra Devonport rıhtımında gemiyi tekrar gördüğünde, son hazırlıklar bitmek üzeredir: Geminin başı boyanmakta, bahriye dülgerleri kamaraları düzenlemektedir. 12 Kasım’daysa günlüğüne şu kaydı düşer: “İlk kez bir denizci heyecanı duydum: kimse bu gemiye hayran kalmadan bakamazdı. Kıç kamaraya gelince, bundan daha geniş ve daha rahatını ummak gereksizdi.”

Darvin o sırada karada konaklamakta ama sık sık gemiye gelmekte donatımın ilerleyişini izlemekte, FitzRoy, subaylar ve subay adaylarıyla (midshipmen) görüşmektedir. Gemiye yirmi iki tane kronometre yüklenir. 14 Kasım’da Amirallik Dairesi’nin emirnamesi gelir; bu metin görevin sadece genel hatlarını belirlemekle süvariye özgürlük tanımaktadır. Böylece FitzRoy ayrıntıları kendince saptayabilecektir. Darwin kitaplarını, jeolog ve doğabilimci aletlerini gemiye taşır.

23 Kasım’da Beagle deneme seyrine çıkar: “Bu kısa seyir benim için çok ilginçti; her şey çok yeni ve o güne kadar gördüklerimden çok değişikti. Silistre düdüğüyle komutlar veren porsun, hisa edilen serenler, düdükle palamarları çözen tayfa. Ama hiçbir şey emirlerin hızı ve kesinliği ile onlara uymadaki çeviklik kadar etkileyici değildi.”

4 Aralık’ta günlüğünü gemide yazar ve ilk kez geceyi gemide geçirir. “Bu akşam hamağımda yatacağım, bunu dün denedim, ama hamağa yatmakta çok zorluk çektim ve çok gülünç oldum. Yanlışım önce ayaklarımı hamağın üzerine koyarak uzanmaya çalışmaktı. Ama böyle yapmakla sadece asılı hamağı kendimden uzaklaştırıyordum, gövdemi üzerine yerleştiremiyordum. Doğru yöntem şu: hamağın tam ortasına oturup, hızla gövdeyi döndürüvermek böylece ayaklar ve baş yerlerine yerleşiyor.”

Beagle, yola çıkmaya hazırdır. Uygun rüzgâr beklemektedir.  10 Aralık saat 09:00 da demir alır. Hafif bir güneybatı rüzgârı vardır. Ama limandan çıktıktan kısa süre sonra rüzgâr fırtına şiddetine ulaşır. Deniz kabarır gemi baş kıç vurmaya başlar. “Dehşetli rahatsızlandım; hayatımda böyle bir gece geçirmemiştim, ıstırap her yandan yükleniyordu; rüzgârın ıslıkları ve denizin uğultusu, subayların boğuk sesle emirleri, gemicilerin bağırışları hiç unutamayacağım bir ses dünyası yaratıyordu.” Bu durum Pazar sabahına kadar sürer, sonra Plymouth’a geri dönme ve daha uygun bir rüzgâr bekleme kararı alınır.

21 Aralık’ta Kuzeybatıdan esen çok hafif rüzgârla tekrar yola çıkarlar. Orsa seyriyle Drake Adası’nın bordalamak üzereyken hesaba katmadıkları gel git onları zor durumda bırakır. Gemi oturur, kurtarırlar. Açık denize çıkar çıkmaz Darwin gene hastalanır. Lizard Burnu’na 11 mil mesafedeyken şiddetli Güneybatı rüzgârı onları geri dönmeye mecbur bırakır. Ertesi gün demir, funda edilirken zincire dolanır. Çaparizi gidermek için sekiz saat uğraşılır. Akşam tayfaya çift tayın verilir.

Noel Yortusunda bütün tayfa sarhoştur. Bir bölüğü sızar, bir bölüğü prangaya vurulur. 26’sında hareket etmek için çok uygun bir hava vardır. Ama mürettebatın büyük bölümünün ayılmamış olması nedeniyle bu fırsat kullanılamaz. “Gemide bütün gün bir anarşi hüküm sürdü. Tek bir izin günü bütün bu düzensizliği yaratmıştı. Bu görüntü,  bu kafasız varlıklar için katı bir disiplinin ne kadar gerekli olduğunu kanıtlıyordu.” Nihayet ayın 27’sinde yola çıkarlar. Saatte 7-8 knot süratle ilerlerler. Sarhoş olup da taşkınlık yapmış birçok gemici o gün kırbaçlanır. 

Yılın son günlerinde Beagle, Biskay Körfezi açıklarında seyrederken yüksek denizler nedeniyle Darwin gene son derece bitkin ve hastadır. [15]Biskay Körfezi’nde denizin özelliğine ilişkin bir analiz için bkn.: R. FitzRoy, a.g.e. cilt II, s. 44-45. İlerleyen günlerde bayılacak gibi olur. Ama zaman zaman biraz iyileştiğinde geminin çevresindeki yunuslar, dalgalara sürünerek uçan bir fırtına kuşu onun ilgisini çeker; bir de Humboldt’u ve onun Dönencelere ilişkin parıltılı betimlemelerini okur: “Deniz tutmasından ötürü daralan bir yüreği ondan daha iyi ferahlatacak bir şey yoktur.”

Darwin’in Beagle yolculuğu işte böyle, elverişsiz hava koşulları, deniz tutması nedeniyle keyifsiz, ve gemide disiplini sağlama aracı olarak şiddet görüntüleri içinde başlar.

Öte yandan subaylar konusunda gözlemini hemen ilk günlerde kaydeder: “Subayların hepsi birbirleriyle iyi dost. Fakat sanırım rütbe farklarından kaynaklanan bir yakınlık eksikliği var.” Darwin’e göre subaylar, anlaşmazlık çıkmasını engellemek amacıyla aralarında belli bir mesafe bırakıyorlar. “Denizci kişiliğinin böylesine temel unsurlarından biri olan birbirlerine uzaklığın, uçsal bir bencillik yaratmayışını olağanüstü buluyorum.” (25 Aralık 1831)

Yolculuk Sürüyor

Darwin’in deniz tutması hep sürecektir. Ama türü biraz değişir. Artık başı dönmemektedir. Hattâ yatarken  –çünkü ona göre, deniz tutmasına karşı en iyi çare yatar durumda olmaktır– gözlerini kapatma gereği duymaz. “Aslında, hamakta yatarken, Ay’ı ve yıldızları, değişik zahiri yörüngelerinde devinirken görmek eğlenceli oluyor.”

Kıç kasara b

HMS Beagle sancak kıç omuzluk (Kaynak: K. H. Marquardt, a.g.e. s. 60-61)

Madeira Adaları’nı sancakta bırakıp on birinci gün ilk uğrakları Tenerife Adası’na ulaşırlar ama on iki günlük bir karantina zorunluluğu olduğunu öğrenince Darwin büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Yeşil Burun Adaları’na (Cabo Verde) yönelirler. Bu seyir sırasında Darwin, geminin arka tarafından suya bırakılan, ağzı yarım çembere geçirilmiş elek bezinden bir tür torbayla deniz canlılarını toplar ve onları inceler. Santiago Adasında kaldıkları 23 gün içinde Darwin hem jeoloji he de botanik incelemeleri yapar, örnekler toplar, coşku içinde şunları yazar:  “İlk kez volkanik kayaçları inceliyor olmak yerbilimcinin yaşamında bir dönüm noktasıdır; mercanların, doğdukları kayanın üzerinde yetişmesini ilk kez gördüğünde doğabilimcinin duyduğu hayranlık da hemen onun kadar bellekte yer edinir.” Ardından São Pedro e São Paulo Kayalıkları’nı açınsar ve Hat’tı aşarlar. Devonport’tan hareketlerinden iki ay sonra Brezilya’da Todos Santos Körfezi’nde demir atarlar.

Darwin için bunca özlediği Dönenceler doğasına varmak ayrı bir hayranlık kaynağıdır. San Salvador’un güzelliğini över. Ama bu güzellik bitkilerin güzelliğiyle kıyaslandığında hiçbir şeydir:

“Gördüklerime bakarak, Humboldt’un harikulade betimlemelerinin eşsiz olduğuna ve öyle kalacaklarına inanmakla beraber, onun bile, Dönencelerin koyu mavi gökyüzünden ve manzarasından söz ettiğinde ortaya koyduğu bilimle şiirin ender bulunur bileşimine rağmen, gerçeklere hayli uzak kaldığını sanıyorum. Bu manzaralar karşısında duyulan hayranlıkla insan şaşkına döner.  Eğer gözler, parıltılı bir kelebeğin uçuşunu izlemeyi deniyorsa, hiç tanımadığı ağaçlara, mevyelere takılır; eğer bir böcek izleniyorsa,  onun, üzerinde ölmekte olduğu, ondan daha bilinmedik çiçek görüldüğünde unutulur; dönüp de bir manzaranın görkemi izlenmek istendiğinde, hemen yakındaki şeyler dikkatinizi çeker. Zihin şu anda hayranlığın karmaşası içindedir. Bu izlenimlerden geriye daha sakin bir yığın haz kalacaktır. Şimdilik ancak Humboldt’u okuyabiliyorum. Gördüğüm her şeyi bir başka güneş gibi aydınlatıyor.” (28 Şubat 1832)

O tarihten sonra, yolculuğun geri kalan kısmında, Darwin, gemi hidrografya araştırmaları için demirlediğinde ya da tekrar dönmek üzere başka bir kıyıya gittiğinde, sık sık gemiden ayrılacak ve karada, yaya ya da at sırtında uzun yolculuklar sırasında, bir yandan örnekler toplarken bir yandan da cep defterlerini, sonra günlüğünü notla dolduracaktır. Ama doğa incelemeleri, denizde donanmanın ekinliklerine ilgisini, azaltmaz. 3 Mayıs 1832 tarihinde Rio de Janeiro’da bir İngiliz savaş gemisinde teftiş ve tatbikatı izler:

“Amiral tarafından yapılacak teftişi izlemek üzere 74 Toplu savaş hat gemisi Warspite’e çıktım. İzlediğim en görkemli temaşalardan biriydi. Amiral gemiye çıktığında, serenler yaklaşık dört yüz gemici tarafından prasya ediliyordu. Hareketlerindeki beraberlik ve beyaz giysileriyle gemiciler daha çok yabanıl bir kuş sürüsünü andırıyordu. Bir geminin teftişi sırasında, her şey sanki bir düşman gemisinin saldırısı söz konusuymuş gibi cereyan ediyor.  Her ne kadar kâğıt üzerinde bu bir çocuk oyununa benzese de, gerçekten çok büyük bir hareketlilik gözleniyor. Alt güvertedeki büyük toplara “ateşe hazır ol!” emri verildiğinde, insan neredeyse keşke karşıda bir düşman gemisi olsaydı diye düşünüyor.  Kocaman toplar hazırlandıktan ve o arada manevranın etkinliği ve kolaylığı kanıtlandıktan sonra güvertede “Komuta mahallinde yangın!” diye bağırıldığı duyuldu. Bir yandan toplar ateşe hazır beklerken, pompalar gerekli yerlere yerleştirildi bütün itfaiye erleri kovalarını aldılar. İşler gittikçe kızışıyordu ve kimse bundan sonra ne olacağını bilmiyordu.  Amiral bağırdı: “Bir yaylım ateşi pruva direği çarmıhını parçaladı. Kaptan Talbot! Gemiye dikkat edin, pruva direğini kesin.”   Bunun üzerine ellerinde baltalarla gemiciler yerlerini aldılar. Ondan sonra depoların ne kadar hızla açıldığını ve sallanan direği destekleyecek kalın halatların ne çabuk temin edildiğini görmek gerçekten etkileyiciydi. Amiral mürettebata kök söktürmeye kararlıydı: bütün bu karmaşa içinde yaylım ateş emri verdi ve bağırdı: Grandinin çarmıhı ile pruva direğinin istralyası hasar gördü.” Kısaca, birkaç dakika içinde sabit armanın bütün önemli parçaları kesildi ve yeniden bağlandı. Ama en muhteşem an, aborda edildiğinde düşman gemisine saldıracak askerlerin kılıçlarını çekip hücuma kalkmalarıydı.”

Rio’dan Montevideo’ya hareket ederler. 10 Haziran öğleden sonra, fırtınaya yakın rüzgâr başlar. Önce babafingo serenleri indirilir, ardından direkler desteklenir. Darwin yolculuğun sekizinci ayında ilk kez, azgın denizde olan bitene bakabildiğini farkeder.

Beagle’ın dalgalar üzerinde zarafetle kayışını izlemek harikaydı, sanki şiddetli darbeleri bertaraf etmeye kendisi karar verir gibiydi. Güneş batarken, gökyüzü çok hareketliydi ve beyaz sırtlarıyla dalgalar geminin bordasına öfkeyle saldırıyordu. Ama gece vardiyası sırasında rüzgâr kaldı ve bir sükûnet egemen oldu. Bir fırtınada en kötü an budur, çünkü rüzgârın yelkenler üzerindeki etkisiyle gemi dalgalar üzerinde kayamadığı için, dalganın çukurunda çok rahatsız edici bir biçimde yalpaya düşer.”

Kıç kasara a

HMS Beagle pupadan görünüş (Kaynak: K. H. Marquardt, a.g.e. s. 60-61)

Darwin, bir süre sonra gemideki seslerin ve sessizliğin anlamını çözmeye başlar. Artık gözüyle görmese de neler olup bittiğinin farkına varır: “Demir zincirinin loçadan geçerken çıkarttığı takırtılarını duyuyorum, demek ki geceyi demirde geçireceğiz.” Geceleyin kıçkasara güvertesinde, kamarasının üstünde dolananın nöbetçi subay olduğunu bilir. Yarım saatte bir çalınan kampananın vuruş sayısından saatin kaç olduğunu kestirir. Komutlar ona artık yabancı değildir. Öte yandan herhangi bir bahriye sıradüzenine uymak zorunda olmadığından, gemide sadece subaylarla değil, gemicilerle de konuşur. Demirleme ve demir almayı, geminin manevralarını, serenlerin hisa ve prasya edilmesini, yelkenlerin basılmasını ve gabyacıların yelkenleri camadana vurmalarını izler. Günlüğünün ilerleyen sayfalarında gemideki eylemler daha ayrıntılı biçimde ve daha teknik terimlerle aktarılmaya başlar. 

* * *

Beagle’ın yolculuğu sırasında kimi siyasi/askeri olaylar da Darwin’in günlüğüne yansımıştır. Bu olaylar 19. yüzyılın ilk yarısında Pax Britannica’nı yeryüzünün bütün deniz ve kıyılarında nasıl işlediğini gösteriyor.

Beagle, Rio de la Plata’da Montevideo’ya yaklaştığında, orada demirli bulunan HMS Druid’ten “savaşa hazır ol emri” alırlar. Hemen sonrasında “filikalarımızı korumaya hazır ol” komutu gelir. Biraz sonra altı filika içinde ağır silahlarıyla kırk bahriye silahendazı ve yüz kadar gemici görünür. Olayın arkasında Uruguay’da o sıralarda hükümetin sık sık darbelerle el değiştirmesi ve iktidarı ele geçiren grubun bir İngiliz’e ait 400 ata el koyması vardır. İngilizlerin tehdidi karşısında sorun çözülür. Bu olaylar nedeniyle kimsenin karaya çıkmasına izin verilmez. Ama Darvin, FitzRoy’la birlikte, Montevideo Körfezi’nde Ratas Adası’na çıkar. Kaptan ölçümler yaparken o fauna ile ilgilenir ve bir sürüngen dikkatini çeker: “İlk bakışta herkes onun bir yılan olduğunu söylerdi: ama arkasında iki küçük ayak, daha doğrusu yüzgeç, Doğa’nın, kertenkeleleri yılanlara nasıl bağladığını gösteriyordu.”

Buenos Aires’e yaklaşırken, bir kıyı koruma gemisinin yakınından geçerler.  O gemiden önce kurusıkı top ateşi açılır. Beagle yoluna devam eder. Tekrar ateş açılır ve bu kez bir gülle ıslık sesiyle armanın yakından geçer. Top ikinci kez doldurulmadan menzilinin dışına çıkarlar. Limanda demirledikten sonra filikalar indirilir ve bir kısım yolcu karaya çıkmaya hazırlanır. İkinci Kaptan Wickham da onlarla beraber karaya çıkacak ve İngiliz Elçisine, İngiliz bayrağına yapılan bu saygısızlığı rapor edecektir. Ama karaya çıkamadan bir karantina filikası onları durdurur, kıyı koruma gemisinin yanında beklemiş olmaları gerektiği bildirilir. Karşıdan esen rüzgâra karşı ve üstelik denizin yükselişi sırasında o gemiye kadar gideceklerdir.  Kaptan FitzRoy, koruma gemisinin süvarisine ve Buenos Aires valisine zehir zemberek bir mesaj gönderir: Medeniyetten uzak bir limana girdiğini hesaba katamamaktan ötürü üzgün olduğunu, bilseydi kendi toplarının da gerekli yanıtı vermiş olacağın bildirir. Valiye gönderdiği mesajda bu durumun ayrıca başka mercilere de aktarılacağını yazar.

Beagle, kıyı koruma gemisinin iyice yakından, bütün topları ona yöneltilmiş olarak ve ateşe hazır vaziyette geçerken, ses yükseltici ile şu mesajı verir: “Yeniden bu limana girerken, şu anda olduğumuz gibi hazırlıklı olacağız ve bize ateş açarsanız bütün toplarımız sizin çürümüş geminizi hedef alacaktır.”

Birkaç gün sonra Montevideo’da Uruguaylı bir bakan FitzRoy’dan, başkaldıran siyahi birliklere karşı yardım ister. İngilizler karaya silahlı asker çıkarır. Darwin de onlarladır. Hükümetin görev yaptığı, merkezdeki muhkem binada karargâh kurarlar.  Asiler ise kaleyi işgal etmiş ve oradaki mahkûmları silahlandırmıştır. Fakat halk kaleyi çembere alır, sayıları asilerden çok daha fazladır. Bir çatışma halinde FitzRoy’un yansız kalması mümkün olmayacaktır. Onun için askerlerini geri çeker. Uruguaylı askeri vali duruma egemen olur.

İngiliz komutanlar, Rio de la Plata kıyılarında jandarma gibi davranmakta, o sıralarda yeni bağımsızlığına kavuşmuş ülkeler nezdinde üstünlüklerini küstah bir biçimde kullanmaktadır. Pax Britanica aynı zamanda Britanya egemenliğidir.

* * *

Rio de la Plata’dan sonra yolculuk, güneye doğru sürer gider. Ardından Macellan Boğazı’nda, Falkland Adaları’nda, Şili kıyılarında, Galapagos Adaları’nda açınsamalar yapılacak ve Yeni Zelanda, Tasmanya, Avustralya’ya uğrayıp Ümit Burnu’nu dönüşün ardından Beagle’ın beş yıllık seferi sona erecektir. Bu süre içinde FitzRoy önderliğinde hidrograf subaylar 82 kıyı haritası, 80 liman planı ve 40 resim üretmiştir. Bu haritalardan bazılarının hâlâ geçerliliğini koruduğu ifade ediliyor.

Bu yolculukta çok zor denizlerde çok tehlikeli anlar yaşanmıştır. Özellikle 1833 yılının ilk günlerinde Tierra del Fuego’nun güneybatısında, Horn burnu ile Diego Ramirez Kayalıkları (adaları) arasında geçirdikleri günler bunaltıcıdır: 1 Ocak günü şöyle yazıyor:

 “Dört günlük volta seyrinin sonunda ancak bir fersah kadar ilerleyebildik. Zaman öldürmenin bundan daha berbat bir türü olabilir mi? Diego Ramirez kayalıklarından geçerken, Beagle pek rastlanmayan bir seyir örneği gösterdi. Bütün ana ve gabya yelkenleri camadana vurulmuş vaziyette, azgın denizde, orsasına saatte yedi knot hızla ilerledi.

(4-9 Ocak) (…)Yavaş ilerleyişimizin nedeni, kıyıyı yalayan ve bizim, iyice yükselmiş denizde, şiddetli rüzgâra karşı orsa seyriyle aldığımız mesafeyi geri alan akıntıydı. Ildefonsos Kayalıkları’nı geçer geçmez rüzgâr daha da kuvvetlendi (…) Sonraları rüzgâr düzenli olarak, şiddetli yağmurla birlikte Kuzeybatıdan esmeğe başladı. 57°23’G enlemine kadar sürüklendik. Ayın 8’inde denizcilerin “şiddetli fırtına” dedikleri havayı yaşadık (bu ilk kez oluyordu). Ama Beagle öğle denizci niteliklere sahipti ki, çok etkilenmedi.

(11 Ocak) Okyanusun başa çıkılmaz şiddetini anlatabilmek için belirteyim ki, rüzgârın dalgaların sırtından süpürdüğü serpinti bulutları, 200 ayak dolayında bir yükseklikteki yalıyarın üstüne kadar çıkıyordu.

 (12 Ocak) Şiddetli yağmurla birlikte fırtına derecesinde rüzgâr, akşam olduğunda şiddetli fırtına[16]Fırtına: rüzgâr hızı 34-40 knot arasında; şiddetli fırtına: rüzgâr hızı 41-47 knot arasında. derecesine ulaştı. Süvari, sondan bir öncekine kadar camadana bağlanmış olmasına rağmen grandi gabya yelkeninin yırtılmasından endişeliydi. Onun üzerine sadece yan yelken ve fırtına yelkeniyle devam ettik.

(13 Ocak) Fırtına dinmiyor: Eğer Beagle bu üstün denizci niteliklere sahip olmasaydı, armamız iyi durumda bulunmasaydı herhalde felakete sürüklenirdik. (…) Bu işin en kötü yanı mevkiimizi yeterli kesinlikle bilemeyişimiz. Subayların gözcüyü rüzgâr altı yönüne iyi bakması için durmaksızın uyarmaları endişe yaratıyor. Rüzgârın taşıdığı serpintiler nedeniyle ufkumuz çok dar bir alanla sınırlı, deniz tehditkâr, sular öylesine köpüklü ki, yer yer kar tabakalarıyla kaplı kasvetli bir ovayı andırıyor. Biz kan ter içinde uğraşırken, albatrosların kanatlarını görkemle açmış, rüzgâra karşı süzülüşlerini görmek garip geliyor.

[Öğle üzeri] Fırtınanın en şiddetli anıydı ve çok zorlanmaya başladık. Büyük bir dalga bize çarptı ve güverteyi bastı. Pupadaki filikanın kıç palangası koptu; eline bir balta geçiren mürettebat öteki palangayı da anında parçalayarak güzel balinacı kayıklarından birini feda etmek zorunda kaldı. Aynı dalga güverteyi doldurdu, öyle ki, ikinci bir dalga daha gelseydi ne olurdu tahmin etmek zor değil. Böylesine bir su kütlesinin güverteyi basması durumunda ortaya çıkan kargaşayı kolayca düşünemezsiniz. Sonunda top lumbarları açıldı ve hafifleyen gemi, yüzmeye devam etti. (…) Süvari FitzRoy, bunun yaşadığı en şiddetli fırtına olduğunu söylüyor.”

Zor denizde günlerce süren mücadele geride kalır. Beagle Falkland Adaları’na ulaşır.

Güney Amerika’nın güney ucunda, başka hiçbir gemiye rastlamadıkları ıssız denizlerde aylar geçirdikten sonra Valparaiso’ya varmaları sevinç yaratacaktır (22 Temmuz 1834): “Orada bizim için alışılmadık bir yenilikle karşılaşmanın keyfini yaşadık. Birçok gemi gördük ve onlardan ikisinin mürettebatıyla görüştük;  gemilerin, denizlerin büyük canlıları gibi rastlaşmalarını ve birbirlerinin kimliklerini öğrenmelerini izlemek her zaman ilgi çekiyor.”

Şili kıyılarında Darwin bir başka olayı daha not ediyor: Tres Montes Yarımadası’nın bir koyunda demir attıklarında kıyıda bir adamın gömleğini bayrak gibi sallayarak dikkat çekmeye çalıştığını görür ve kıyıya filika gönderirler. Bir Amerikan balina gemisinden, kaptanın kötü davranışları nedeniyle kaçmış bir zabit ile dört gemiciyi kurtarırlar.  Bunlar, zabitin vardiya nöbeti sırasında, kıyıya yetmiş mil mesafedeyken bir haftalık kumanyayı filikaya yükleyerek denize indirmiş ve Valdivia’ya ulaşmak umuduyla kaçmışlar. Ama ilk karaya çıkış denemelerinde filikaları parçalanmış ve on beş ay boyunca nereye, hangi yöne gideceklerini bilmeden bu kıyılarda dolanmışlar. Ama sağlıkları iyidir çünkü fok eti ve deniz kabuklularıyla beslenmişlerdir.

Seferin Sonunda

Yolculukta Darwin, gemide ayrıcalıklı bir konumda olmuştur. Yemeklerini kaptanın kamarasında, onunla birlikte yer. Kaptanın mutfağı da, kileri de, aşcısı da ayrıdır. Her ne kadar ilk karşılaştıklarında FitzRoy gemideki rahatlığın ve yemeklerin çok sınırlı olacağını söylemişse de, meyve, sebze, Fransız ve İspanyol şarapları eksik değildir. Yolcu, bazen kaptanın kamarasındaki sedire uzanma fırsatını da bulur. Sofrada, toplumsal kökenleri farklı ama iyi eğitimli bu iki genç ve bilgili insan arasında (FitzRoy meteoroloji ve astronomi konusunda yetkindir) bilim, felsefe ve muhtemelen dini konularda (FitzRoy, Kutsal Kitap’ta Yaratılış’a ilişkin bölünün bilimsel verilerle uyuştuğu inancındadır) uzun ve tutkulu konuşmalar yapılmıştır. Fakat birçok konuda farklı görüşlere sahip iki kişinin günlerce süren arkadaşlığı zaman zaman bunalımlara yolaçar. Örneğin esir ticaretine ilişkin bir tartışma sonunda, esir ticaretini ve esareti kabul edilebilir/gerekli bir kötülük sayan FitzRoy, Darwin’i kamarasından kovar.[17]Darwin bu olaya ne Diary’de ne de Beagle’s Voyage’da değinir. Bunu yıllar sonra kaleme alacağı ve ölümünden sonra yayınlanacak otobiyografide aktaracaktır. Subaylar onu masalarında ağırlarlar. Fakat kısa bir süre sonra kaptan bir subayıyla haber göndererek Darwin’i tekrar kamarasına davet eder. Aralarında başka gerginlikler de olur. Darwin karşılaştığı sorunu şöyle açıklıyor: “Bir savaş gemisinin komutanıyla iyi geçinmenin güçlüğü, ona, başka her hangi bir kişiye cevap verir gibi cevap vermenin neredeyse bir ayaklanma gibi görülmesinden ötürü artar.”[18]Nora Barlow, “Préface de 1933”, içinde:  P. Tort, a.g.e. s. 240. Gemi komutanı çok alıngan biridir. Kimi zaman kuşkucudur. Kimi zaman öfkelendiğinde kendini kaybedecek gibi olur. Nitekim ileri yaşında, Darwin, anılarını/özgeçmişini yazarken, yolculuktan sonra FitzRoy’u istemeksizin sinirlendirmekten korkarak aramaktan çekindiğini belirtecektir. Darwin ve evrim kuramı uzmanı Patrick Tort şöyle bir varsayım öne sürüyor:

“…FitzRoy, yolculuğun ve komutanlığın olağan güçlüklerini kısmen, gemisinde bu parlak yolcuyu ağırlamakla aşmış olabilir. Bu yolcu muhtemelen, uzun ve meşakkatli seferlerde içgücü ve sinirleri yıpranmış ve yalnız komutanların, kimi zaman içine düştükleri umutsuzluk ve psikolojik çöküntünün bertaraf edilmesinde rol oynamıştır.” [19]P. Tort, a.g.e., s. 52.

Kaldı ki dostlukları gemideki yaşamlarıyla sınırlı değildi. FitzRoy ve Darwin, karada da birçok kez birlikte açınsama gezilerine çıkmışlardı. Yeşil Burun Adaları’nda bir baobab ağacının boyunu ve çapını ölçmüş, Montevideo’yu birlikte ziyaret etmiş, Şili’nin San Pedro Adası’nın doruğuna ulaşmayı denemişlerdi.

Öte yandan bu yolculuk Darwin’in bilim dünyasında ulaşacağı konuma açılan kapı olmuştur. O da bunun farkındadır. Beagle’ın Seferi’nin (o zaman başlığı henüz bu değildi) 1845 basımının Önsöz’ünde şöyle yazıyor: “Ziyaret ettiğimiz çeşitli ülkelerde doğa tarihini inceleme fırsatlarını elde edişimi tamamiyle Süvari FitzRoy’a borçlu olduğumdan, umarım ki, ona karşı duyduğum gönül borcumu burada yinelememe izin verilir. Şunu da eklemek isterim ki, birlikte olduğumuz beş yıl boyunca ondan çok candan bir dostluk ve sürekli destek gördüm. Süvari FitzRoy’a ve Beagle’ın bütün subaylarına, uzun yolculuğumuz boyunca bana karşı hiç değişmeyen nazik davranışlarından ötürü her zaman şükran duyacağım.”

* * *

Bu yazıda Darwin’in, FitzRoy komutasındaki hidrografya gemisi Beagle ile yaptığı uzun yolculuğun sadece bir yönü üzerinde duruldu. Darwin, gemide bir yolcu olarak ele alındı. Oysa yirmi iki yaşında, Cambridge’ten yeni mezun, mesleğinin henüz başında bir doğabilim ve yerbilim araştırmacısıyken başlayıp, yirmi yedi yaşında, dünyayı dolaşmış ve binlerce örnek toplamış tecrübeli bir gözlemci olarak tamamladığı yolculuk, onun yaşamında belirleyici etki yapmıştır. Daha sonra geliştireceği doğal seçme kuramı ve evrim kuramı, büyük ölçüde bu yolculukta topladığı malzemenin ve yaptığı gözlemlerin analizine dayanacaktır.

Dolayısıyla bu yolculuğun ürünü iki büyük eser: Charles Darwin’s Beagle Diary ve kanımca yolculuk edebiyatının başyapıtları arasında yeralan The Voyage of The Beagle çok farklı biçimlerde de okunabilir. Bunlar birbirlerinden hayli farklı eserlerdir. Başlangıçta yayımlanmak amacıyla kaleme alınmamış birincisi, –bu yazıda öncelikle bu eser kullanılmıştır– yolculuğa ve günlük yaşama ilişkin çok zengin veriler içerir. İkincisi, öncekinin özenle kısaltılarak yeniden düzenlenmiş ve sonraki çalışmalarının yazara kazandırdığı düşünceleri, bilgileri de içeren dolayısıyla palimpsest niteliği taşıyan bir eserdir. Öte yandan yolculuğun kronolojisini takip etmeyip bir tür coğrafi alan birliğini ön plâna çıkaran, ve örneğin kayaç katmanları arasında rastladığı fosillere, yağmur ormanlarındaki bitkilere, Pasifik’teki atollere ilişkin bilimsel gözlemlerinin de yeraldığı olgun bir eserdir. Son olarak bu kitabın, yüksek bir edebi değer taşıdığını da belirtmek gerekir.

 

AÇIKLAMALI KAYNAKÇA

Darwin, Charles. Beagle Diary, (edited by Richard Darwin Keynes), Cambridge University Press, 1988. Xxx+472 pp. (Yayını hazırlayan R. D. Keynes, Darwin’in torununun çocuğudur. Bu çalışmasını, “Beagle Günlüğü”nün 1933 yılında ilk tam basımını gerçekleştiren Darwin’in torunu Nora Barlow’a ithaf etmiştir.  Bu basımın ilkinden farkı, daha fazla açıklamaya yer vermesidir. Açıklamalardan bir bölümünü Darwin’in kız kardeşlerine mektuplarından,  bir bölümünü FitzRoy’un kitabından aktarmakta böylece bazı olaylar konusunda çapraz okuma imkânı vermektedir. Bu eserin notlarla ve ek bilgilerle geliştirilerek yayınlanması sanki kuşaktan kuşağa sürdürülen bir aile geleneği gibidir.)

Darwin, Charles. Journal de Bord [Diary] du voyage du Beagle, Champion Classiques, Paris 2012. (Patrick Tort yönetiminde hazırlanan bu Fransızca baskı, adıgeçenin, “Un  voilier nommé désir” başlıklı ayrıntılı bir etüdünü; R. FitzRoy tarafından hazırlanan mürettebat ve yolcular listesini, beş yıllık yolculuğun kronolojisini, gemide bulunan kitapların bir listesini, Diary’nin ilk basımını (1933) yayına hazırlayan Nora Barlow’un, o yayın için yazdığı önsözü ve başka unsurları içermesiyle çok yararlı bir kaynak niteliğindedir.)

Darwin, Charles. The Voyage of the Beagle, White Star Publishers, Vercelli (İtalya), 2006. 688 pp. (Darwin’in cep defterlerine yazdığı ve oradan günlüğüne aktardığı kayıtlara dayanarak, yayımlamak amacıyla kaleme aldığı ve yolculuktan sonraki çalışmalarıyla vardığı sonuçları da içeren metin. Önce FitzRoy tarafından  Narrative’in 3. cildi olarak yayınlanmıştı. Sonradan ekler ve düzeltmelerle ayrıca yayımlandı. Künyesi verilenin dışında birçok baskısı vardır.)

Darwin, Charles. Voyage d’un naturaliste autour du monde, (trad. de l’anglais par Edmond Barbier), La Découverte , Paris 2009. 554 pp. (Voyage of the Beagle’ın Fransızca bu yeniden yayını Paris’te 1875 yılında yapılan ilk basımın metnini aynen tekrar yayınlamaktadır. Bu nedenle eserin, metinde açıklanan değişik başlıklarından üçüncüsünü taşımaktadır. Yayıncının eser ve Darwin hakkında çok özgün sayılmayacak kısa bir açıklamasını içerir. Özelliği mevcut tek Fransızca çeviri olmasıdır.)

Marquardt, Karl Heinz. Anatomy of The Ship  HMS Beagle Survey Ship Extraordinary, Conway Maritime Press, London 1997. (Beagle’ın özellikle geçirdiği iki önemli tadilattan  ve barko biçiminde donatılmasından sonrasına ilişkin plânlar günümüze ulaşamamıştır. Dolayısıyla araştırma gemisi özellikleri konusunda bilgiler, brik olarak inşaına ilişkin çizimler ile değişik kaynaklardan elde edilen unsurların birleştirilmesiyle titiz bir araştırma sonunda, aynı zamanda bir gemi maketi ustası olan Marquardt tarafından olağanüstü bir belge olarak yayınlanmıştır. Bu kitapta gerek tekneye gerekse armasına ilişkin çizimler ve ölçüler yeralmaktadır. Eserde ayrıca Beagle’ın 1820’de denize indirilişinden, 1870 yılında sökülmek üzere satılışına kadar, aldığı bütün görevlerin, yaptığı bütün seferlerin bir kronolojisi de bulunmaktadır.)

Morehead, Alan. Darwin ve Beagle Serüveni, (çev. Nermin Arık) 4. Basım, Tübitak Popüler Bilim Kitapları,  Ankara 2005. 238 s +metin dışı 48 resim sayfası. (Bir gazetecinin kaleminden bu önemli yolculuğun bütününü, özellikle Darwin’in karadaki gezilerini ve doğabilimsel gözlemlerini işleyen, geniş bir ikonografya ile zenginleştirilmiş görece basit anlatımlı güzel bir kitap. Bu kitap hakkında bir inceleme-eleştiri için bkn.  Ömer Bozkurt, “Doğal Seçme Kuramına Doğru Denizlerde Beş Yıl”,  Gösteri S. 288,  Mart 2007 s. 92-93. ( Bu yazıya şu adresten de ulaşılabilir: www.omerbozkurt.com/kitap-incelemeleri/dogal-secme-kuramina-dogru-denizlerde-bes-yil/ )

Notlar   [ + ]

1. Darwin’in 20 Şubat 1840 tarihinde Gemi Komutanı Robert FitzRoy’a yazdığı mektuptan.
2. Bu yazı, Yeni Deniz Mecmuası’nın Mart 2016 tarihli birinci sayısında yayımlanırken, derginin editörü tarafından gözden geçirilişi sırasında büyük ölçüde sakatlanmıştır. Dolayısıyla herhangi bir alıntı ya da atıf için, anılan dergide yayımlanmış metin değil bu web sayfasındaki metin tercih edilmelidir.
3. HMS (Majestelerinin Gemisi anlamına gelen His/Her Majesty’s Ship’in kısaltması)  Birleşik Krallık donanması gemileri için kullanılan bir ön ektir.
4. Karl Heinz Marquardt, Anatomy of The Ship  HMS Beagle – Survey Ship Extraordinary, Conway Maritime Press, London 1997. s. 8.
5. Türlerin Kökeni’nin “Giriş”inde Darwin şöyle yazıyor: “Majestelerinin gemisi Beagle’da bir doğa bilgini olarak bulunduğum sırada, Güney Amerika’da yaşayan organik varlıkların dağılımındaki ve o kıtanın bugünkü ve geçmişteki canlılarının jeolojik ilişkilerindeki belli olgular gözüme pek çarpmıştı. Bu olgular elinizdeki kitabın sonraki bölümlerinde görüleceği gibi (…) türlerin kökenine ışık tutacağa benziyordu.” (Çev. Öner Ünalan, Sol yayınları, Ankara 1970. s. 19
6. Yapılan tadilatların ayrıntıları K. H. Marquardt’ın anılan kitabına borçlanılmıştır.
7. Murat Koraltürk, Şirket-i Hayriye 1851-1945,  İstanbul Büyükşehir Belediyesi/İDO yayını, İstanbul 2007. s. 136-137.
8. Komutan FitzRoy’un kitabında (bkn.: 10 sayılı dipnot) verdiği mürettebat dökümünde (vol II, s. 19-20) 74 kişi sayılıyor. Bunlardan onu vardiya yükümlülükleri olmayan, yolcu konumundaki kişiler: cerrah, ressam, kronometre uzmanı, din görevlisi, ilk yolculukta FitzRoy’un gemisine alıp İngiltere’ye getirdiği ve şimdi ülkelerine geri götürdüğü üç Tierra del Fuego yerlisi, kaptanın kâhyası ile önceleri miço sonrasında Darwin’in hizmetkârı, asistanı ve sekreteri Syms Covingron ve Darwin.
9. Narrative of the Surveying Voyages…’ dan aktaran R. D. Keynes, “Introduction” in Darwin, Charles. Beagle Diary,  p. xii.
10. Patrick Tort,  “Un voilier nommé désir”.  İçinde:  Journal de bord [Diary] du voyage de Beagle.  Champion Classiques, Paris 2012. s. 66.
11. Narrative of the Surveying Voyages of His Majesty’s Ships Adventure and Beagle between the years 1826 and 1836, describing their examination of the southern shores of South America, and the Beagle‘s circumnavigation of the globe. Proceedings of the second expedition, 1831–36, under the command of Captain Robert Fitz-Roy, R.N. London, Henry Colburn. 1839.
12. Cambridge University Press, 1933. Bundan önceki iki paragrafta özetlenen bilgileri, bu kitabın Nora Barlow tarafından kaleme alınan önsözüne borçlanıyoruz.
13. Üstelik kamaradaki harita masası, toplam alanın yaklaşık üçte birini kaplar.
14. Gordon Chancellor  & John van Wyhe  (Editors), Charles Darwin’s Notebooks from the Voyage of the Beagle.  Cambridge University Press, 2009. s. 570.
15. Biskay Körfezi’nde denizin özelliğine ilişkin bir analiz için bkn.: R. FitzRoy, a.g.e. cilt II, s. 44-45.
16. Fırtına: rüzgâr hızı 34-40 knot arasında; şiddetli fırtına: rüzgâr hızı 41-47 knot arasında.
17. Darwin bu olaya ne Diary’de ne de Beagle’s Voyage’da değinir. Bunu yıllar sonra kaleme alacağı ve ölümünden sonra yayınlanacak otobiyografide aktaracaktır.
18. Nora Barlow, “Préface de 1933”, içinde:  P. Tort, a.g.e. s. 240.
19. P. Tort, a.g.e., s. 52.