Kerguelen Adalarındaki Kemer

Kerguelen Adalarındaki KemerJean-Paul Kauffmann, Kerguelen Adalarındaki Kemer, Çev.Ömer Bozkurt, Yapı Kredi Yayınları, Edebiyat 181, İstanbul, Mayıs 1997. 192 s. (Özgün adı L’Arche des Kerguelen.) 

ÇEVİRMENİN ESERE İLİŞKİN YAZISI

 

BİR ADAYA VE BİR KİTABA KENDİNİ KAPTIRMAK

 

Kerguelen Adalarındaki Kemer, değişik bir yolculuğun, uzak bir doğanın ve bir tarihin -belki ikincil bir tarihin- kitabıdır. [1]Çevirmen tarafından Kerguelen Adalarındaki Kemer‘in tanıtımı amacıyla hazırlanan bu yazı Kitap-lık dergisinin, Mart Nisan 1997 tarihli 26. sayısında  s.100-101’de yayınlanmıştır. Ama biraz öznel ve dolaylı, ve hayli özgür bir değerlendirme yapmam hoş görülürse, bu kitap için, yolculuğun bir merak, bir tutku, bir bilgi, bir bilgelik, bir imgelem sorunu ve sonucu olduğunu, mekândaki yolculuğun, öncesinde ve sonrasında, büyük ölçüde zihinde gerçekleştiğini kanıtlayan bir anlatıdır derdim.

J.-P. Kauffmann, çocukluğundan beri düşlediği bir adayı ve özellikle o adada rüzgârın, sürekli donma-çözülmenin ve dalgaların etkisiyle oluşmuş bir doğal kemeri görmek isteğindedir. Adaya tutkusu ve onu düşleyişi, çocukluğunda rastlantıyla başlayan ve süregiden okumalarının sonucudur.

Ada, bugün bile uçakla ulaşılamayan ve bilimsel -ve belki de askeri- amaçla görevlendirilenler dışında kimsenin yaşamadığı, en yakın kıtaya 4500 km uzaklıkta bir güneysel topraktır. Yazar, yaşlı, yorgun ve paslı bir gemiyle gerçekleştirilen uzun bir deniz yolculuğundan sonra, adanın doğusundaki limana iner. Görmek istediği kemer ise kuzey-batı ucundadır. Adadaki görevlilerin yardımıyla, fiyordlarda tekneyle, karada yürüyerek oraya ulaşmaya çalışır.

Yolda, göller ve fiyordlar, turba bataklıkları, buzullar, akarsular ve sıcak su kaynakları, yosunlar ve kayalıklar, vadiler ve dağlar, flora ve fauna -fauna arasında özellikle meraklı ve taciz edici bir skua ile huzurlu ve dingin bir ren geyiği unutulamaz-, kitlesel balina avcılığı dönemlerinden kalma tesisler -ve bir de orada görevli bulunan insanlar ve burada ölmüş olanların mezarları- betimlenir. Evvelce gelmiş olanlar anımsanır. Ama bütün bu doğayı ve canlıları her zaman kuşatan, koşullandıran, kovalayan, onlara egemen olan, kaderlerini belirleyen… rüzgârdır. O da metinde, hakettiği yeri alır.

Bu yolculuk öyküsü, aynı zamanda, bu takımadanın 18. yüzyılda keşfedilişinin ve kâşifinin kaderinin ve buralara gelen başkalarının da öyküsüdür. Adanın keşfini kuşatan ve tarihini oluşturan olaylar (bir dönemde balina avcılarının girişimleri, o topraklardan yarar sağlama çabalarının boşa gidişi, 1874 yılında adaya üşüşen gökbilimciler, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman korsan gemileri…), adanın doğasının yazar tarafından keşfine paralel olarak ve adaya ilişkin başka yazılı kaynaklardan iç içe geçmiş alıntılarla anlatılır.

Kitap yayınlandığı yıl (1993) üç ödül kazanmıştır: Prix Jean Freustié; Prix des Maisons de Presse; Prix Henri Quéffelec.

***

Jean-Paul Kauffmann, Kerguelen Adalarındaki kemere ulaşma çabasını anlatırken, bence olağandışı bir yazınsal biçemle çok ilginç bir tarih ve coğrafya yapıtı ortaya koymaktadır. Adayı keşfetmiş olan Kerguelen Şövalyesi’nin yargılanışı sırasındaki sözleri, tutanaklardan çıkarılıp, Kerguelen Takımadası’nın coğrafyasına taşınır. İzleyen yüzyıllarda oralara yerleşme, orasını yurt yapma çabasına girenleri kuşatan ortak talihsizlik çemberi, Şövalyeden birkaç yıl sonra, 1776’da, Kemeri gören Kaptan James Cook tarafından asırlar öncesinden sezilir, ve bu takımadaya “Elem Adaları” [“Issız Adalar” da denilebilir] adı verilir.

Ama sadece tarih ve doğa değil yazarın anlattığı. Günümüzde, geçici sürelerle Kerguelenler’de yaşayan az sayıda görevli de, adadaki canlılar içinde, yazarın özel ilgi ve özenle incelediği bir tür oluşturuyor. Kaldı ki bunlardan bazıları, tekrar tekrar bu adaya dönmekte ve orada, anakarada bulamadıkları birşeyler bulmaktadırlar. Acaba yazar da, aslında, anakarada bulamadığı birşeylerin peşinde olabilir mi? Örneğin bir tür yalnızlık, bir yerde ilk olmak, yaratılışa ilişkin “ipuçları”…

Takımadada yürüyüşler sırasında haritalarda gösterilmeyen yerbiçimlerini farkederler. Kerguelenlilerden bazıları, bir coğrafyaya ad verme ayrıcalığını –nerdeyse bir yaratma edimi– yaşamıştır. Sadece bunlar bile bir yaşama özellik katabilir. Ama günlük yaşamları, onları aynı coğrafyada biraraya getirmekle birlikte, kökeni çok değişik motivasyonları, Kerguelen Adalarının, bütün uzaksıllığına ve masalsılığına rağmen dünyanın sadece herhangi bir parçası olduğunu da vurgular.

Yazar Jean-Paul Kauffmann (solda) ve çevirmen Ömer Bozkurt

Kerguelen Adalarındaki Kemer, sanıyorum, yolculuk yazını içinde çok özel bir yer tutan bir yapıt. Yolculuğu -daha doğrusu yolculuğun bir türünü- yücelten bir kitap. Çiğnenmiş, ezilmiş, bildik güzergâhların dışına, ayrıcalıklı yolculuklara çağıran bir okuma. Ama bir yandan da en bilinmedik yörelere yapılan, bir anlamda keşif ya da açınsama sayılabilecek yolculukların, ve hele bu edimlerin anlatılışının, bizatihi bu ayrıcalığın sonunu getirdiğini belirtiyor: “Bu ülkeyi anlatırken, onun eldeğmemişliğini biraz biraz yokettiğimin farkındayım” diye yazıyor Kauffmann. Bir başka yerde de “bilgilendirme” diyor, “o yerlerin doğasını bozar”. Nitekim bu kitabın yayınlanışından bir iki yıl sonra, Grands Reportages, Terres Sauvages gibi yığınlara yönelik coğrafya ve doğa bilimleri dergilerinde Kerguelenler’e ilişkin yazılar yayınlamaya başlamıştır. Bir seyahat şirketi doğa meraklıları için tur düzenleme girişimindedir.

20. yüzyılın sonunda yeryüzünde keşfedecek bir karış toprak bile kalmamıştır ne yazık. Çok değil, seksen doksan yıl kadar öncesinde meşakkatli ve ölümcül yolculuklarla ilk kez bazılarının ulaştığı -ve bu nedenle haklı olarak kahramanlaştığı- kuzey ve güney coğrafi kutup noktalarına, şimdi ancak tek başına yürüyerek gidilirse bu olay basında yer almakta, uzmanlık yayınlarında günceleri, rasatları vd. yayınlanmaktadır. Öyleyse şimdi, yeni bir yer görmek, olsa olsa o yere yeni, özgün bir bakış yöneltmekle mümkündür ve yeni bir imgelemle ve yeni bir tasarımlamayla eşanlamlıdır. J.-P. Kauffmann’ın gerçekleştirdiği de işte galiba bu. Şu ıssız ve “düzenlenmemiş” doğanın yarattığı sonuca -mutluluğa- bakın: “…ayaklarım çotuklara çarpa çarpa, kimi zaman rüzgârın göçürttüğü oyukların tuzağına boylu boyumca düşe kalka gidiyorum. Belime kadar yükselen otlardan, toprağın ıslak ve ağırlaşmış kokusuna karışan o güzel, ekşi rayiha yayılıyor. Rüzgârın görünmeyen varlığını dinliyorum; güneysel yoncaları, hasattan önceki buğday başakları gibi salındırıyor. Kendimi özgür hissediyorum. Kerguelen Adalarında patika yoktur, gide gele alışmış ayakların oluşturduğu izleklere rastlanmaz.”

***

 Kauffmann’ın Kerguelen Adalarındaki Kemer adlı kitabını, görmem, ilgilenmem, okumam, hoşuma gitmesi, çevirmem bir rastlantıdan kaynaklanmıştır. Böyle bir kitabın varlığından haberim yoktu. Ne bir ilan, ne bir eleştiri, ne bir yollama okumuştum. Kitabı satın aldığım sırada (1994 Şubatı), ilki 1995 yılında gerçekleşecek kuzeysel yolculuklara hazırlanıyordum. Mesleki zorunlulukların dışında bütün okumalarım kutupsal konular üzerinde yoğunlaşmıştı. Kutupsal topraklar imgelemimi besliyordu.

Kitapçıda, yüzlerce “cep kitabının” düzenli istifler biçiminde dizili olduğu tezgâha hayli uzaktan ve biraz da ilgisizce bakarken, Kauffmann’ın kitabının kapağı dikkatimi çekti: kapakta, sarp yarlardan ve dalgaların gücüyle karadan kopup sivri tepeli adacıklara dönüşmüş kayalardan oluşan bir kıyı fotoğrafı vardı; uzak plânda ise orografik bulutların yüksekliklerini perdelediği dağlar. Uzanıp kitabı aldım. Arka kapaktaki tanıtma yazısını okudum. O yazıda bir eleştirmenden yapılan alıntıda geçen “Güney Kutbu’nun serpintileri” sözcükleri, bu kez kitabın içine bakmaya yöneltti beni. Başlık sayfalarının hemen ardından, karşılıklı iki sayfaya yerleştirilmiş bir harita; üzerinde, ortaokul yıllarındaki düşlerimin birer parçası olarak çizdiğim ütopya adalara pek benzeyen bir ada. Üst köşedeyse, adanın Afrika, Avustralya ve Antarktika arasındaki konumunu gösteren bir küçük harita daha. Orada, Kerguelen Adalarının Antarktika’ya yakınlığını görünce bu coğrafyanın beni çeken coğrafyaya pek benzediğini tahmin ettim. Artık okumam gerekliydi.

Daha, kitabı okumayı bitirmeden, bu anlatıyı Türkçe yazmanın ne kadar zevkli olabileceğini düşündüm. Ve haz duyarak çevirdim bu kitabı. Öncelikle kendim için çevirdim. Provaları düzeltirken yeniden aynı zevki aldığımı söylemeliyim.  Başkaları da etkilenebilir bu doğadan, bu anlatıyı başka sevenler de çıkabilir, eminim.

 

Notlar   [ + ]

1. Çevirmen tarafından Kerguelen Adalarındaki Kemer‘in tanıtımı amacıyla hazırlanan bu yazı Kitap-lık dergisinin, Mart Nisan 1997 tarihli 26. sayısında  s.100-101’de yayınlanmıştır.